Manevi tarihi, asırlık kökleri ve canlılığını koruyan medrese kültürüyle bilinen kentler, her yıl uzak diyarlardan derman, huzur ve hakikat aramaya gelen yüz binlerce ziyaretçiyi ağırlıyor. Kapıların dışarıdan gelenlere sonuna kadar açıldığı, geçmişin mirasıyla övünüldüğü bu kadim beldelerde, madalyonun diğer yüzü ise yürekleri burkan bir tezat barındırıyor.
Dışarıdan binbir emekle ve halis bir niyetle yapılan ziyaretler sürerken; tam da o manevi mirasın yanı başında büyüyen yerel gençler sahipsizlikle, savrulmayla ve umutsuzlukla baş başa bırakılıyor.
Tabelalardaki Değerler, Sokaktaki Gerçekler
Bir toplumun veya köklü bir medrese geleneğinin gerçek başarısı; sadece geçmişin ihtişamlı binalarıyla, süslü tabelalarıyla ya da hatıralarıyla övünmekten geçmiyor. Değerler, ancak ve ancak yetiştirilen ahlaklı, vicdanlı ve sorumluluk sahibi insanlarda hayat bulduğunda anlam kazanıyor.
Ancak bugün, ellerinde güçlü imkânlar ve toplumsal etki bulunan nüfuz sahibi ailelerin, önderlerin ve yapıların; yanı başlarındaki gençliğe rehberlik etmek yerine yaşanan çürümeye seyirci kalması derin bir yara açıyor. Gençler önlerinde samimi, adil ve yapıcı roll-modeller bulamadıklarında; gayrimeşru tuzakların, tefeciliğin, gasp olaylarının, madde bağımlılığının ve başıboşluğun kucağına itiliyor.
"Yakındakine Umut Olamayanın Mesajı Eksik Kalmaya Mahkûmdur"
Süreçle ilgili değerlendirmelerde bulunan Mevlan Karadağ, toplumun kanayan bu yarasına dikkat çekerek sorunun özünü şu sözlerle ifade ediyor:
"Uzak diyarlardan manevi bir derman aramaya gelenlere kapılar açılırken, neden yanı başımızdaki gençlere aynı ilgi ve rehberlik gösterilmiyor? En büyük hizmet, uzaktakine ulaşmadan önce yakındakine sahip çıkabilmektir. Kendi öz evladına, kendi gencine umut olamayan bir anlayışın dışarıya sunduğu manevi mesaj da eksik kalmaya mahkûmdur."
Elindeki imkânları gençliğe doğru bir istikamet kazandırmak için seferber etmeyen yapıların aslında kendi geleceklerini tükettiğini belirten Karadağ, "Bugün gençliğe uzatılmayan her el, yarın hepimizin omuzlarına daha ağır bir yük olarak dönecektir" uyarısında bulunuyor.
Gelecek, Binalarla Değil Yetişen İnsanla Şekillenecek
Manevi mirasın ve toplumsal sorumluluğun gereği; gençliği suça ve umutsuzluğa sürükleyen gayrimeşru ağların elinden çekip almak, onlara çalışma, üretme ve topluma faydalı olma imkânı sunmaktır.
Şehirlerin ve toplumların geleceğini yükselen binalar değil, doğru yönlendirilen ve sahip çıkılan insanlar belirleyecek. Yetkililerin, yerel önderlerin ve toplumsal yapıların bu çağrıya kulak verip vermeyeceği ise önümüzdeki dönemin en kritik sınavı olarak duruyor.